Devlet Ana...

13 Ekim 2014 Pazartesi

| | |

                                                 
 
 

 
 
Bir okuma grubu ile okuyorsanız eğer, atladığınız şahane kitapları okuma fırsatınız oluyor. Kemal Tahir Devlet Ana da benim hep ertelediğim bir kitaptı. Herkesin zor kitaptır demesi korkutmuş olmalı gözümü. Okuma gruplarımdan biri (artık tanıyorsunuz siz de ) Kitap Kardeşliği ile Ekim ayı okumamızdı.Bu ayki kitabımızı sevgili kitap kardeşimiz ve severek takip ettiğim blogger Beyaz Kitaplık seçti.İtiraf etmeliyim ki kitabın başında biraz ağır gidiyor, dedim soranlara. Sonra hızlandı keyiflendi anlatım ama bu sefer de diyaloglarda kullanılan dil zorlamaya başladı beni, ta ki bu dile alışıp kendimi tarihe tanıklık ediyorken bulana kadar. 
 

  • Hani ortaokulda lisede okurduk ya tarih kitaplarında Osmanlı Devleti kurulmadan önce Türkmenler göçebe halde yaşarlarmış. Beylik sistemi varmış. At çok önemliymiş oklarla kılıçlarla cenge giderlermiş diye... Tarih kitapları yerine böyle kitaplar okutsalarmış bize hiç unutmazmışız Ertuğrul Gazi ölünce yerine oğlu Osman Bey'in geçtiğini ,Bizans ve Moğolların kötü yönetimine karşı Osman Bey'in hem kendi tebaasına hem de fethettiği yerlerdeki halka sevgi ve hoşgörü ile yaklaştığını ve bu sayede Söğüt kasabasında küçük göçebe bir aşiret beyi iken Osmanlı İmparatorluğu'nu kurduğunu.... 


Gece herkes uyuduktan sonra balıkçı feneri ile okuduğum doğrudur :)


              O kadar farklı lezzetler aldım ki bu kitaptan neresinden başlasam anlatmaya bilemedim. 

                  Galiba  ben en çok Mavro, Kerim ve Orhan'ı sevdim. Roman 13. Yüzyılın sonlarında bir Türkmen aşiretinde yaşanılanları anlatıyor olmasa bu üç kafadar "Hayat bize güzel." diyerek, hayatın tadını çıkaracak yaştalar. Gel gör ki yaşadıkları coğrafya , yüzyıl ve kültürleri gereği boylarından çok çok büyük kocaman kocaman işler yapıyorlar.Sevdalanıyorlar,kanlarını yerde koymamak ,yiğit savaşçı olmak için kılıç kuşanıp cenge gidiyorlar, korkuyorlar eni konu ama hiç vazgeçmiyorlar. Mavro ablası Liya'nın kanını , Kerimcan abisi Demircan'ın kanını yerde bırakmıyor. Orhan bir bey oğlu olmasına rağmen can dostlarının yanında hep. Sıcacık dostluklarla örülü bir hikayeleri var bu üçünün. 
  •            Diğer taraftan baya baya tarih öğrendim. Üstelik cidden çok az bildiğim ve tarih deslerinde diretildiği için olsa gerek hiç sevmediğim bi döneme ait. Ezberlemeye çalıştığımız onca isim onca savaş onca kuşatma nasıl da güzel yerleşti hafızama sıra sıra, tane tane. Dedim ya başta, tarih dersi böyle anlatılsa ne güzel olurdu. 
                Daha önce Alamut'u okumuş ve okuduğum birkaç başka kitapta da Hasan Sabbah'a rastlamıştım. Bu kitapta da Hasan Sabbah'ı, Alamut'u ,Haşhaşileri bulmak süpriz oldu benim için...
                Bir ara okurken ,sanıyorum Mavro ve Kerimcan , Notus Gladyus ve Uranha'nın peşinden Issızhan'a giderlerken o Kanlı Boğaz yolunda... Yüzüklerin Efendisi okuyor gibi hissettim kendimi , hani hem takip edilip hem takip edildikleri ormanda Frodo ,Sam , Merry ve Pippin korka korka giderler ya ... Sanki nefes alsam duyulacak gibi ben de tuttum nefesimi. 
            Hele bir Bacıbey namı değer Devlet Ana var ki ... Güçlü kadının resmidir diyorum. Herkesin çekindiği , sevdiği, yiğitlikte değme savaşçılara taş çıkartan sadece Ertuğrul Gazi'yi dinleyen gümbür gümbür hani derler ya Devlet gibi kadın.

 

Bu da benim Devlet Ana'm ::)
 
                Bunun dışında bolca entrika , dümen , dolap , arkadan kuyu kazma , hile hurda var  kitabımızda. Dost düşman belli değil , kime güveneceğini şaşırıyor insan. Hatta bir ara paranoyaklaşıp olmadık insanlardan şüphelendim itiraf ediyorum.

 
          Romanımız bir handa başlıyor. Issızhan'da ...
          Issızhan'ı Mavro ve Ablası Liya işletmektedir. Hanın konuklarından biri olan Notus Gladyus arkadaşı Uranha'yı beklemekte ve bu sırada eskiden beri savaşçı olmak isteyen Mavro'yu çeşitli vaatlerle kandırmaya ve Liya'ya sahip olmaya çalışmaktadır. Liya Söğüt Beyi Ertuğrul Gazi'nin at eğitimcisi Demircan'a sevdalıdır. Notus Gladyus'e yüz vermez ve bu şövalyenin gururuna dokunur. Türlü türlü kirli işlere bulaşan Notus Gladyus ve Uranha'yı romanımızın sonuna kadar nefretlerimizi dizginlemeye çalışarak okuyacağız. Hay boyu posu devrilesiceler diye diye Buraya kadar anlatıp dursam kızar mısınız bana. Ben anlatırım anlatmasına ama inanın bana anlatırsam sizin okurken alacağınız keyif uçar gider. Şunu söyleyebilirim ki mutlaka ama mutlaka okunması gereken gerçek bir başyapıt Devlet Ana ... Herkes okumalı ...

Devlet Ana neden üzgün? O yerde yatan kim ki?
Hepsi ve daha fazlası için Kemal Tahir Devlet Ana'yı okumalısınız :)
 
    ARKA KAPAK DİYOR Kİ...

           Devlet Ana', Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu'nun görünümünü üve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir'iin en önemli romanı olarak gösterilen 'Devlet Ana', onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır.
     1967 yılında yayımlanan roman , 1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

      "Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem 'mahalli ağızları', hem Türkçe'nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilirmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik 'Devlet Ana'da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe'nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir'in eserlerinde kendini göstermektedir."
- Selahattin Hilav-


                 YAZARIMIZ KEMAL TAHİR HAKKINDA NELER ÖĞRENDİK?

 



Şimdi kitap kardeşlerim kızacaklar bana ,hemen paylaştım yorumumu, beklemedim onları  diye ama ne yapayım dayanamadım...Hem zaten pek fazla ip ucu verdiğim de söylenemez.Sanıyorum ağzınıza bir parmak bal çalarak iyice merak etmenizi sağlamış oldum ...Haydi o zaman okuyacak olanlara keyifli okumalar diyelim...

SON SÖZ: EN YAKIN ZAMANDA KEMAL TAHİR / ESİR ŞEHRİN İNSANLARI ALINIP OKUNACAK ...


4 yorum:

Beyaz Kitaplık dedi ki...

"Tarih kitapları yerine böyle kitaplar okutsalarmış bize hiç unutmazmışız" cümlesi ne kadar yerinde bir tespit. Ben de aynen böyle düşünüyorum. Bu şekilde bir eğitim mümkün değil mi acaba?

Sizin orada sinek ısırıkları muazzam boyutlarda oluyor galiba bu yoruma "sinek ısırığı" diyorsanız eğer :) Her zaman olduğu gibi yine çok okunası tam tadında bir yorum olmuş.

Sevgiler.

Özlem Eke dedi ki...

Böyle kitaplar okutmak tabi ki mümkün , ders kitabı olmasa bile kaynak kitap olarak gösterilebilir ya da tatil ödevi olarak verilebilir Beyazkitaplık. Ama şöyle de bir gerçek var , öğrenci kafası ile okununca bir kitap yine vermesi gerekeni vermekten çok uzak olur bana kalırsa. Ödev mantığı ile yapılan bi okumadan fayda sağlanabileceğini sanmıyorum. Galiba işin özeti şu ; herşeyi öğrenmenin ama gerçekten sindirerek öğrenmenin doğru bi zamanı var. Ruh olgunlaşınca oluyor galiba bu öğrenme. Geri kalan öğrenmeler işin düşünce öğren sonra unut mantığıyla yapılıyor.
Yazdıklarımı beğenmeniz beni yüreklendiriyor.Çok teşekkür ediyorum vakit ayırıp okuduğunuz için 😊👍

Tuğba Karaca dedi ki...

Cooook meraklandim gercekten bir kitap blogunum amaci bu olmali.Okuyucuya yeni kitaplar meraklar sunmak.Sahane

Özlem Eke dedi ki...

Kesinlikle okunması gereken bir kitap arkadaşım. Hiç beklemeden hemen oku.

Yorum Gönder